16. Cüz (18-Kehf 75 İle 20-Tâ-Hâ 135 Arası)
18-Kehf Suresi
18/75قَالَ اَلَمْ اَقُلْ لَكَ اِنَّكَ لَنْ تَسْتَط۪يعَ مَعِيَ صَبْراً
(Salih kul) dedi ki "Ben sana benimle beraberliğe kesinlikle güç yetirip-sabredemezsin demedim mi?"
18-Kehf 75
18/76قَالَ اِنْ سَاَلْتُكَ عَنْ شَيْءٍ بَعْدَهَا فَلَا تُصَاحِبْن۪يۚ قَدْ بَلَغْتَ مِنْ لَدُنّ۪ي عُذْراً
(Musa) "Bundan sonra sana bir şey sorarsam artık benimle arkadaşlık etme. Benden yana mazur (yeterli mazerete ulaşmış) olursun" dedi.
18-Kehf 76
18/77فَانْطَلَقَا۠ حَتّٰٓى اِذَٓا اَتَيَٓا اَهْلَ قَرْيَةٍۨ اسْتَطْعَمَٓا اَهْلَهَا فَاَبَوْا اَنْ يُضَيِّفُوهُمَا فَوَجَدَا ف۪يهَا جِدَاراً يُر۪يدُ اَنْ يَنْقَضَّ فَاَقَامَهُۜ قَالَ لَوْ شِئْتَ لَتَّخَذْتَ عَلَيْهِ اَجْراً
Böylece ikisi (yine) yola koyuldu. Nihayet bir kasabaya gelip onlardan yemek istediler fakat (kasabada herkes) onları (ücretsiz) konuklamakdan kaçındı. Onda (kasabada) yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular, (salih kul) hemen onu doğrultuverdi. (Musa) dedi ki "Eğer isteseydin, buna karşılık bir ücret alabilirdin."
18-Kehf 77
18/78قَالَ هٰذَا فِرَاقُ بَيْن۪ي وَبَيْنِكَۚ سَاُنَبِّئُكَ بِتَأْو۪يلِ مَا لَمْ تَسْتَطِـعْ عَلَيْهِ صَبْراً
(Salih kul) dedi ki "İşte bu (soru), benimle senin aramızın ayrılmasıdır. Şimdi sana, sabredemediğin şeylerin tevilini-içyüzünü haber vereceğim."
18-Kehf 78
18/79اَمَّا السَّف۪ينَةُ فَكَانَتْ لِمَسَاك۪ينَ يَعْمَلُونَ فِي الْبَحْرِ فَاَرَدْتُ اَنْ اَع۪يبَهَا وَكَانَ وَرَٓاءَهُمْ مَلِكٌ يَأْخُذُ كُلَّ سَف۪ينَةٍ غَصْباً
Gemi, denizde çalışan yoksullarındı. Onu kusurlu yapmak istedim, (çünkü) onların arkasında her (sağlam) gemiyi zorbalıkla ele geçiren bir kral vardı.
18-Kehf 79
18/80وَاَمَّا الْغُلَامُ فَكَانَ اَبَوَاهُ مُؤْمِنَيْنِ فَخَش۪ينَٓا اَنْ يُرْهِقَهُمَا طُغْيَاناً وَكُفْراًۚ
Erkek çocuğa gelince, onun anne ve babası mü'min kimselerdi. Çocuğun onları azgınlık ve inkara sürüklemesinden korktuk.
18-Kehf 80
18/81فَاَرَدْنَٓا اَنْ يُبْدِلَهُمَا رَبُّهُمَا خَيْراً مِنْهُ زَكٰوةً وَاَقْرَبَ رُحْماً
Rablerinin onlara, temizlikçe daha hayırlı ve daha şefkatli-merhametli birini vermesini diledik.
18-Kehf 81
18/82وَاَمَّا الْجِدَارُ فَكَانَ لِغُلَامَيْنِ يَت۪يمَيْنِ فِي الْمَد۪ينَةِ وَكَانَ تَحْتَهُ كَنْزٌ لَهُمَا وَكَانَ اَبُوهُمَا صَالِحاًۚ فَاَرَادَ رَبُّكَ اَنْ يَبْلُغَٓا اَشُدَّهُمَا وَيَسْتَخْرِجَا كَنْزَهُمَاۗ رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَۚ وَمَا فَعَلْتُهُ عَنْ اَمْر۪يۜ ذٰلِكَ تَأْو۪يلُ مَا لَمْ تَسْطِـعْ عَلَيْهِ صَبْراًۜ۟
Duvar ise şehirde iki yetim oğlana ait idi, altında (ise) onlara ait bir mal-hazine vardı, babaları da salih biriydi. Rabbin diledi ki onlar erginlik çağına erişsinler ve Rabbinden bir rahmet olarak kendi mallarını-hazinelerini çıkarsınlar. Ben bunu kendiliğimden (kendi görüşüm) olarak yapmadım. İşte senin sabredemediğin şeylerin tevili-içyüzü budur.
18-Kehf 82
18/83وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنْ ذِي الْقَرْنَيْنِۜ قُلْ سَاَتْلُوا عَلَيْكُمْ مِنْهُ ذِكْراًۜ
Sana Zülkarneyn hakkında sorarlar. De ki "Size ondan bir anı-haber okuyacağım.
18-Kehf 83
18/84اِنَّا مَكَّنَّا لَهُ فِي الْاَرْضِ وَاٰتَيْنَاهُ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ سَبَباًۙ
Gerçekten Biz ona yeryüzünde sapasağlam bir iktidar verdik ve ona (yapmak istediği) her şey için bir sebeb (yol ve imkan) verdik.
18-Kehf 84
18/85فَاَتْبَعَ سَبَباً
O da (sebebe tabi olup) bir yol tuttu.
18-Kehf 85
18/86حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ مَغْرِبَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَغْرُبُ ف۪ي عَيْنٍ حَمِئَةٍ وَوَجَدَ عِنْدَهَا قَوْماًۜ قُلْنَا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ اِمَّٓا اَنْ تُعَذِّبَ وَاِمَّٓا اَنْ تَتَّخِذَ ف۪يهِمْ حُسْناً
Sonunda güneşin (son) battığı (zamana) ulaşınca, onu 'kara-sıcak bir gözede' batmakta buldu, yanında da bir kavim gördü. Dedik ki "Ey Zülkarneyn (istiyorsan) onlara azab da edebilirsin, iyi muamelede de bulunabilirsin."
18-Kehf 86
18/87قَالَ اَمَّا مَنْ ظَلَمَ فَسَوْفَ نُعَذِّبُهُ ثُمَّ يُرَدُّ اِلٰى رَبِّه۪ فَيُعَذِّبُهُ عَذَاباً نُكْراً
(Zülkarneyn) dedi ki "Kim zulme saparsa biz onu azablandıracağız. Sonra da Rabbine döndürülür, O da onu görülmemiş bir azabla azablandırıverir."
18-Kehf 87
18/88وَاَمَّا مَنْ اٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحاً فَلَهُ جَزَٓاءًۨ الْحُسْنٰىۚ وَسَنَقُولُ لَهُ مِنْ اَمْرِنَا يُسْراًۜ
Kim de iman eder ve salih amellerde bulunursa, onun için güzel bir karşılık (mükafat) vardır. Ve ona emrimizden (onun için) kolay olanını söyleyeceğiz.
18-Kehf 88
18/89ثُمَّ اَتْـبَعَ سَبَباً
Sonra (yine sebebe tabi olup) bir yol tuttu.
18-Kehf 89
18/90حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ مَطْلِعَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَطْلُعُ عَلٰى قَوْمٍ لَمْ نَجْعَلْ لَهُمْ مِنْ دُونِهَا سِتْراًۙ
Sonunda güneşin (geçmişte) doğduğu (zamana) ulaşınca, onu (güneşi) kendileri için ona karşı bir siper kılmadığımız bir kavim üzerine doğmakta iken buldu.
18-Kehf 90
18/91كَذٰلِكَۜ وَقَدْ اَحَطْنَا بِمَا لَدَيْهِ خُبْراً
İşte böyle idi. Biz onun yanında olan herşeyi (bildiklerini ve yaptıklarını) hubren (evvel ve ahir ilmiyle) büsbütün kuşatmıştık.
18-Kehf 91
18/92ثُمَّ اَتْبَعَ سَبَباً
Sonra (yine sebebe tabi olup) bir yol (daha) tuttu.
18-Kehf 92
18/93حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ بَيْنَ السَّدَّيْنِ وَجَدَ مِنْ دُونِهِمَا قَوْماًۙ لَا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ قَوْلاً
İki seddin arasına ulaştığında, onların (sedlerin) önünde hemen hemen hiçbir (hak) sözü anlayıp-kavramayan bir kavim buldu.
18-Kehf 93
18/94قَالُوا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ اِنَّ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ مُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِ فَهَلْ نَجْعَلُ لَكَ خَرْجاً عَلٰٓى اَنْ تَجْعَلَ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمْ سَداًّ
Dediler ki "Ey Zülkarneyn. Ye'cuc ve Me'cuc yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaktalar, bizimle onlar arasında bir sed yapman için sana vergi-ücret verelim mi?"
18-Kehf 94
18/95قَالَ مَا مَكَّنّ۪ي ف۪يهِ رَبّ۪ي خَيْرٌ فَاَع۪ينُون۪ي بِقُوَّةٍ اَجْعَلْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ رَدْماًۙ
Dedi ki "Rabbimin beni sağlam bir iktidarla içinde bulundurduğu (nimet ve imkan) daha hayırlıdır. Siz bana güçle yardım edin de, sizinle onlar arasında sapasağlam bir engel yapayım."
18-Kehf 95
18/96اٰتُون۪ي زُبَرَ الْحَد۪يدِۜ حَتّٰٓى اِذَا سَاوٰى بَيْنَ الصَّدَفَيْنِ قَالَ انْفُخُواۜ حَتّٰٓى اِذَا جَعَلَهُ نَاراًۙ قَالَ اٰتُون۪ٓي اُفْرِغْ عَلَيْهِ قِطْراًۜ
Bana demir kütleleri getirin. Onun iki yanı denkleşince Üfleyin (körükleyin)" dedi. Onu kor-ateş haline getirince "Bana getirin, üzerine eritilmiş bakır dökeyim" dedi.
18-Kehf 96
18/97فَمَا اسْطَاعُٓوا اَنْ يَظْهَرُوهُ وَمَا اسْتَطَاعُوا لَهُ نَقْباً
Artık (Ye'cuc ve Me'cuc) onu ne aşmaya, ne de onu delmeye muktedir olabildiler.
18-Kehf 97
18/98قَالَ هٰذَا رَحْمَةٌ مِنْ رَبّ۪يۚ فَاِذَا جَٓاءَ وَعْدُ رَبّ۪ي جَعَلَهُ دَكَّٓاءَۚ وَكَانَ وَعْدُ رَبّ۪ي حَقاًّۜ
(Zülkarneyn) dedi ki "Bu (engel, size) Rabbimden bir rahmettir. Rabbimin vaadi geldiği zaman O bunu dümdüz eder. Rabbimin vaadi haktır."
18-Kehf 98
18/99وَتَرَكْنَا بَعْضَهُمْ يَوْمَئِذٍ يَمُوجُ ف۪ي بَعْضٍ وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَجَمَعْنَاهُمْ جَمْعاًۙ
(Seddin dümdüz olacağı) o gün, Biz onları birbiri içinde dalgalanır halde bırakmışızdır. Sur'a da üfürülmüştür. Böylece onların hepsini bir araya getirip-toplamışızdır.
18-Kehf 99
18/100وَعَرَضْنَا جَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ لِلْكَافِر۪ينَ عَرْضاًۙ
O gün, küfre sapanlara cehennemi öyle bir göstereceğiz ki (dehşet içinde dehşete düşecekler).
18-Kehf 100
18/101اَلَّذ۪ينَ كَانَتْ اَعْيُنُهُمْ ف۪ي غِطَٓاءٍ عَنْ ذِكْر۪ي وَكَانُوا لَا يَسْتَط۪يعُونَ سَمْعاً۟
Ki onlar, Beni zikredip-hatırlamada gözleri perde içindeydi, (Kur'an'ı) dinlemeye de tahammül edemezlerdi.
18-Kehf 101
18/102اَفَحَسِبَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَنْ يَتَّخِذُوا عِبَاد۪ي مِنْ دُون۪ٓي اَوْلِيَٓاءَۜ اِنَّٓا اَعْتَدْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِر۪ينَ نُزُلاً
Küfre sapanlar, Beni bırakıp da kullarımı (kendilerine yeterli) veliler edindiklerini mi sandılar? Biz cehennemi kafirler için son durak-son konak olarak hazırladık.
18-Kehf 102
18/103قُلْ هَلْ نُنَبِّئُكُمْ بِالْاَخْسَر۪ينَ اَعْمَالاًۜ
De ki "Size amel (yaptıkları işler) bakımından en çok hüsrana (ebedi ziyana) uğrayacak olanları haber verelim mi?"
18-Kehf 103
18/104اَلَّذ۪ينَ ضَلَّ سَعْيُهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَهُمْ يَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ يُحْسِنُونَ صُنْعاً
Onlar iyi-güzel iş yaptıklarını sandıkları halde dünya hayatındaki bütün çabaları-çalışmaları boşa giden kimselerdir.
18-Kehf 104
18/105اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ وَلِقَٓائِه۪ فَحَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ فَلَا نُق۪يمُ لَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَزْناً
İşte onlar Rablerinin ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkar edenlerdir. Onların amelleri boşa gitmiştir. Kıyamet gününde onlar (iyi-güzel sandıkları ameller) için hiçbir tartı tutmayacağız.
18-Kehf 105
18/106ذٰلِكَ جَزَٓاؤُ۬هُمْ جَهَنَّمُ بِمَا كَفَرُوا وَاتَّخَذُٓوا اٰيَات۪ي وَرُسُل۪ي هُزُواً
İşte onların cezası, (ahireti) inkar edip, ayetlerimi ve resullerimi alaya aldıkları için cehennemdir.
18-Kehf 106
18/107اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ كَانَتْ لَهُمْ جَنَّاتُ الْفِرْدَوْسِ نُزُلاًۙ
İman edip salih amellerde bulunanlar (ise), Firdevs cennetleri onlar için bir 'konaklama yeridir'.
18-Kehf 107
18/108خَالِد۪ينَ ف۪يهَا لَا يَبْغُونَ عَنْهَا حِوَلاً
Orada ebedi olarak kalıcıdırlar ve (ebediyyen hiç bıkıp-sıkılmadan) oradan ayrılmak istemezler.
18-Kehf 108
18/109قُلْ لَوْ كَانَ الْبَحْرُ مِدَاداً لِكَلِمَاتِ رَبّ۪ي لَنَفِدَ الْبَحْرُ قَبْلَ اَنْ تَنْفَدَ كَلِمَاتُ رَبّ۪ي وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِه۪ مَدَداً
De ki "Rabbimin (katında karşılığı olan) kelimeleri (yazmak) için deniz mürekkeb olsa, Rabbimin kelimeleri tükenmeden önce deniz tükenirdi, yardım için bir benzerini (bir o kadarını) getirsek bile."
18-Kehf 109
18/110قُلْ اِنَّـمَٓا اَنَا۬ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّـمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ فَمَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَٓاءَ رَبِّه۪ فَلْيَعْمَلْ عَمَلاً صَالِحاً وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّه۪ٓ اَحَداً
De ki "Ben ancak sizin gibi bir beşerim. Bana sizin ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyolunuyor. Artık kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, salih bir amelde bulunsun ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın."
18-Kehf 110
19-Meryem Suresi
19/1كٓـهٰيٰعٓصٓۜ
Kaf, Ha, Ya, Ayn, Sad.
19-Meryem 1
19/2ذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ عَبْدَهُ زَكَرِيَّاۚ
(Bu) Rabbinin kulu Zekeriyya'ya rahmetinin zikridir (anılmasıdır).
19-Meryem 2
19/3اِذْ نَادٰى رَبَّهُ نِدَٓاءً خَفِياًّ
Hani o, Rabbine gizlice (içinden) seslendiği zaman
19-Meryem 3
19/4قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي وَهَنَ الْعَظْمُ مِنّ۪ي وَاشْتَعَلَ الرَّأْسُ شَيْباً وَلَمْ اَكُنْ بِدُعَٓائِكَ رَبِّ شَقِياًّ
Demişti ki "Rabbim, benim kemiklerim gerçekten zayıflayıp-gevşedi ve baş yaşlılık aleviyle tutuştu. Ben sana dua etmekle hiç bedbaht-mutsuz olmadım."
19-Meryem 4
19/5وَاِنّ۪ي خِفْتُ الْمَوَالِيَ مِنْ وَرَٓاء۪ي وَكَانَتِ امْرَاَت۪ي عَاقِراً فَهَبْ ل۪ي مِنْ لَدُنْكَ وَلِياًّۚ
Doğrusu ben, arkamdan gelecek yakınlarım için endişe edip-korkuyorum. Benim karım da kısırdır. Artık bana Kendi katından bir yardımcı ihsan et.
19-Meryem 5
19/6يَرِثُن۪ي وَيَرِثُ مِنْ اٰلِ يَعْقُوبَۗ وَاجْعَلْهُ رَبِّ رَضِياًّ
(Sülbümden olmasa da) bana varis-mirasçı olsun, Yakub oğullarına da mirasçı olsun. Rabbim, onu (Rızana ermiş, kendisinden) razı olunan kıl.
19-Meryem 6
19/7يَا زَكَرِيَّٓا اِنَّـا نُـبَشِّرُكَ بِغُـلَامٍۨ اسْـمُهُ يَحْيٰىۙ لَمْ نَجْعَلْ لَهُ مِنْ قَبْلُ سَمِياًّ
(Allah buyurdu ki) "Ey Zekeriyya, Biz seni adı Yahya olan bir çocukla müjdelemekteyiz. Bundan önce ona hiçbir adaş kılmamışız."
19-Meryem 7
19/8قَالَ رَبِّ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي غُلَامٌ وَكَانَتِ امْرَاَت۪ي عَاقِراً وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ الْكِبَرِ عِتِياًّ
(Zekeriyya) dedi ki "Rabbim, karım kısır (bir kadın) iken benim nasıl oğlum olabilir? Ben de yaşlılığın son basamağındayım."
19-Meryem 8
19/9قَالَ كَذٰلِكَۚ قَالَ رَبُّكَ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌ وَقَدْ خَلَقْتُكَ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ تَكُ شَيْـٔاً
Öyledir. Rabbin "Bu Benim için kolaydır. Daha önce sen hiçbir şey değil iken seni yaratmıştım" buyurdu.
19-Meryem 9
19/10قَالَ رَبِّ اجْعَلْ ل۪ٓي اٰيَةًۜ قَالَ اٰيَتُكَ اَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلٰثَ لَيَالٍ سَوِياًّ
Dedi ki "Rabbim, bana (insanlara karşı) bir ayet (alamet) ver." Dedi ki "Senin ayetin (alametin) sapasağlam iken üç gece boyunca insanlarla konuşmamandır."
19-Meryem 10
19/11فَخَرَجَ عَلٰى قَوْمِه۪ مِنَ الْمِحْرَابِ فَاَوْحٰٓى اِلَيْهِمْ اَنْ سَبِّحُوا بُكْرَةً وَعَشِياًّ
Bunun üzerine (Zekeriyya) mescidden kavminin karşısına çıkıp, onlara "Sabah akşam tesbih edin" diye işaret etti.
19-Meryem 11
19/12يَا يَحْيٰى خُذِ الْكِتَابَ بِقُوَّةٍۜ وَاٰتَيْنَاهُ الْحُكْمَ صَبِياًّۙ
(Yahya'ya) "Ey Yahya, Kitab'ı kuvvetle tut" (dedik ve) daha sabi (çocuk) iken ona hikmet verdik.
19-Meryem 12
19/13وَحَنَاناً مِنْ لَدُنَّا وَزَكٰوةًۜ وَكَانَ تَقِياًّۙ
Katımızdan ona kalb yumuşaklığı ile paklık-temizlik (de verdik). O çok muttaki (korkup-sakınan, takva sahibi) biriydi.
19-Meryem 13
19/14وَبَراًّ بِوَالِدَيْهِ وَلَمْ يَكُنْ جَبَّاراً عَصِياًّ
Ana-babasına itaatkardı (iyi davranırdı) ve isyan eden (onlara karşı çıkan) bir zorba değildi.
19-Meryem 14
19/15وَسَلَامٌ عَلَيْهِ يَوْمَ وُلِدَ وَيَوْمَ يَمُوتُ وَيَوْمَ يُبْعَثُ حَياًّ۟
Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağı gün ona (Rabbinden) selam olsun.
19-Meryem 15
19/16وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مَرْيَمَۢ اِذِ انْتَبَذَتْ مِنْ اَهْلِهَا مَكَاناً شَرْقِياًّۙ
Kitab'ta Meryem'i de zikredip-an. Hani o, ailesinden (hızlıca) kopup-ayrılarak doğu tarafında ıssız bir yere çekilmişti.
19-Meryem 16
19/17فَاتَّخَذَتْ مِنْ دُونِهِمْ حِجَاباً فَاَرْسَلْـنَٓا اِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَراً سَوِياًّ
Sonra onlardan yana (kendini gizleyen bir engel) bir perde edinmişti. Derken Biz ona ruhumuzu (Ruhu'l-Kudüs olan Cebrail'i) göndermiştik, o da (ona) düzgün-kusursuz bir beşer kılığında görünmüştü.
19-Meryem 17
19/18قَالَتْ اِنّ۪ٓي اَعُوذُ بِالرَّحْمٰنِ مِنْكَ اِنْ كُنْتَ تَقِياًّ
(Meryem) demişti ki "Ben, senden Rahman'a (çok merhametli olan Allah'a) sığınırım. Eğer muttakiysen (Allah'tan korkup-sakınıyorsan bana yaklaşma)."
19-Meryem 18
19/19قَالَ اِنَّـمَٓا اَنَا۬ رَسُولُ رَبِّكِۗ لِاَهَبَ لَكِ غُلَاماً زَكِياًّ
(Cebrail) demişti ki "Ben Rabbinden (gelen) bir resulüm-elçiyim, sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlamak için (buradayım)."
19-Meryem 19
19/20قَالَتْ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي غُلَامٌ وَلَمْ يَمْسَسْن۪ي بَشَرٌ وَلَمْ اَكُ بَغِياًّ
O "Benim nasıl bir erkek çocuğum olabilir? Bana (nikahlı olarak) hiçbir beşer dokunmamışken ve ben (nikahsız ilişkide bulunacak bir zani) iffetsiz (bir kadın) değilken" dedi.
19-Meryem 20
19/21قَالَ كَذٰلِكِۚ قَالَ رَبُّكِ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌۚ وَلِنَجْعَلَـهُٓ اٰيَةً لِلنَّاسِ وَرَحْمَةً مِنَّاۚ وَكَانَ اَمْراً مَقْضِياًّ
Öyledir. Rabbin "Bu Benim için kolaydır. Onu insanlara bir ayet ve Bizden bir rahmet kılmak için (böyle yaratacağız)" buyurdu. Ve iş olup bitmişti.
19-Meryem 21
19/22فَحَمَلَتْهُ فَانْتَبَذَتْ بِه۪ مَكَاناً قَصِياًّ
Böylece ona gebe kaldı sonra onunla (karnında büyüyen bebek sebebiyle, insanlardan) uzak bir yere çekildi.
19-Meryem 22
19/23فَاَجَٓاءَهَا الْمَخَاضُ اِلٰى جِذْعِ النَّخْلَةِۚ قَالَتْ يَا لَيْتَن۪ي مِتُّ قَبْلَ هٰذَا وَكُنْتُ نَسْياً مَنْسِياًّ
Derken doğum sancısı onu (sığınıp-gizlenmek için) bir hurma ağacına sevketti. Dedi ki "Keşke bundan önce ölseydim de, unutulup gitseydim."
19-Meryem 23
19/24فَنَادٰيهَا مِنْ تَحْتِهَٓا اَلَّا تَحْزَن۪ي قَدْ جَعَلَ رَبُّكِ تَحْتَكِ سَرِياًّ
(Artık doğmuş olan oğlu) altından-aşağısından ona nida etti (seslendi) "Tasalanıp-hüzne kapılma, Rabbin senin alt yanında bir dere kılmıştır."
19-Meryem 24
19/25وَهُزّ۪ٓي اِلَيْكِ بِجِذْعِ النَّخْلَةِ تُسَاقِطْ عَلَيْكِ رُطَباً جَنِياًّۘ
Hurma dalını kendine doğru salla, üzerine (henüz oluşmuş) olgun-taze hurma dökülsün.
19-Meryem 25
19/26فَكُل۪ي وَاشْرَب۪ي وَقَرّ۪ي عَيْناًۚ فَاِمَّا تَرَيِنَّ مِنَ الْبَشَرِ اَحَداًۙ فَقُول۪ٓي اِنّ۪ي نَذَرْتُ لِلرَّحْمٰنِ صَوْماً فَلَنْ اُكَلِّمَ الْيَوْمَ اِنْسِياًّۚ
Ye, iç, gözün aydın olsun. Eğer beşerden herhangi birini görecek olursan, (işaretle) de ki Ben Rahman'a (çok merhametli olan Allah'a) oruç adadım, bugün hiçbir insanla konuşmayacağım."
19-Meryem 26
19/27فَاَتَتْ بِه۪ قَوْمَهَا تَحْمِلُهُۜ قَالُوا يَا مَرْيَمُ لَقَدْ جِئْتِ شَيْـٔاً فَرِياًّ
Nihayet onu yüklenip-taşıyarak kavmine getirdi. Dediler ki "Ey Meryem, sen gerçekten şaşırtıcı (senden hiç umulmayan) bir şey yaptın."
19-Meryem 27
19/28يَٓا اُخْتَ هٰرُونَ مَا كَانَ اَبُوكِ امْرَاَ سَوْءٍ وَمَا كَانَتْ اُمُّكِ بَغِياًّۚ
Ey Harun'un kız kardeşi. Senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de iffetsiz (bir kadın) değildi.
19-Meryem 28
19/29فَاَشَارَتْ اِلَيْهِ۠ قَالُوا كَيْفَ نُكَلِّمُ مَنْ كَانَ فِي الْمَهْدِ صَبِياًّ
Bunun üzerine ona (çocuğa) işaret etti. Dediler ki "Henüz beşikte olan bir sabi (bir bebek) ile biz nasıl konuşabiliriz?"
19-Meryem 29
19/30قَالَ اِنّ۪ي عَبْدُ اللّٰهِ۠ اٰتَانِيَ الْكِتَابَ وَجَعَلَن۪ي نَبِياًّۙ
(İsa) dedi ki "Ben Allah'ın kuluyum. (Allah) bana Kitab'ı verdi ve beni peygamber kıldı."
19-Meryem 30
19/31وَجَعَلَن۪ي مُبَارَكاً اَيْنَ مَا كُنْتُۖ وَاَوْصَان۪ي بِالصَّلٰوةِ وَالزَّكٰوةِ مَا دُمْتُ حَياًّۖ
Nerede olursam (olayım) beni mübarek kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe bana namazı ve zekatı emretti.
19-Meryem 31
19/32وَبَراًّ بِوَالِدَت۪يۘ وَلَمْ يَجْعَلْن۪ي جَبَّاراً شَقِياًّ
Anneme hürmetkar olmayı da. Ve beni isyankar-bedbaht bir zorba kılmadı.
19-Meryem 32
19/33وَالسَّلَامُ عَلَيَّ يَوْمَ وُلِدْتُ وَيَوْمَ اَمُوتُ وَيَوْمَ اُبْعَثُ حَياًّ
Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün Selam üzerimedir.
19-Meryem 33
19/34ذٰلِكَ ع۪يسَى ابْنُ مَرْيَمَۚ قَوْلَ الْحَقِّ الَّذ۪ي ف۪يهِ يَمْتَرُونَ
İşte hakkında kuşkuya düştükleri Meryem oğlu İsa'ya dair "Hak söz" (budur).
19-Meryem 34
19/35مَا كَانَ لِلّٰهِ اَنْ يَتَّخِذَ مِنْ وَلَدٍۙ سُبْحَانَهُۜ اِذَا قَضٰٓى اَمْراً فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُۜ
Allah'ın çocuk edinmesi olacak şey değildir. O sübhandır (münezzehtir-yücedir). Bir işe hükmettiği (olmasını dilediği) zaman ona sadece "Ol" der, o da hemen oluverir.
19-Meryem 35
19/36وَاِنَّ اللّٰهَ رَبّ۪ي وَرَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُۜ هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَق۪يمٌ
(Oysa İsa) Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O'na kulluk edin. Dosdoğru yol budur (demiştir).
19-Meryem 36
19/37فَاخْتَلَفَ الْاَحْزَابُ مِنْ بَيْنِهِمْۚ فَوَيْلٌ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ مَشْهَدِ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ
Sonra (birtakım) gruplar kendi aralarında ihtilafa-ayrılığa düştüler. O büyük (dehşetli) günü görecek (olan) kafirlerin vay haline.
19-Meryem 37
19/38اَسْمِعْ بِهِمْ وَاَبْصِرْۙ يَوْمَ يَأْتُونَنَاۚ لٰكِنِ الظَّالِمُونَ الْيَوْمَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ
(Onlar) Bize gelecekleri gün (yalanladıkları hakka dair) neler işitecekler, neler görecekler. Ama o zalimler bugün apaçık bir sapıklık içindedirler.
19-Meryem 38
19/39وَاَنْذِرْهُمْ يَوْمَ الْحَسْرَةِ اِذْ قُضِيَ الْاَمْرُۚ وَهُمْ ف۪ي غَفْلَةٍ وَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
Onları (dünyaya dönmek isteyecekleri) 'pişmanlık ve hasret' günüyle uyarıp-korkut. Onlar bir gaflet içinde henüz iman etmemişken, iş hükme bağlanıp-bitiverir.
19-Meryem 39
19/40اِنَّا نَحْنُ نَرِثُ الْاَرْضَ وَمَنْ عَلَيْهَا وَاِلَيْنَا يُرْجَعُونَ۟
Yeryüzüne ve onun üzerindekilere Biz varis olacağız ve onlar Bize döndürülecekler.
19-Meryem 40
19/41وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِبْرٰه۪يمَۜ اِنَّهُ كَانَ صِدّ۪يقاً نَبِياًّ
Kitab'ta İbrahim'i de zikredip-an. Gerçekten o sıdkı bütün (hakka sadık ve dosdoğru) bir peygamberdi.
19-Meryem 41
19/42اِذْ قَالَ لِاَب۪يهِ يَٓا اَبَتِ لِمَ تَعْبُدُ مَا لَا يَسْمَعُ وَلَا يُبْصِرُ وَلَا يُغْن۪ي عَنْكَ شَيْـٔاً
Hani babasına demişti ki "Babacığım, işitmeyen, görmeyen ve sana hiçbir faydası olmayan şeylere niye tapıyorsun?"
19-Meryem 42
19/43يَٓا اَبَتِ اِنّ۪ي قَدْ جَٓاءَن۪ي مِنَ الْعِلْمِ مَا لَمْ يَأْتِكَ فَاتَّبِعْن۪ٓي اَهْدِكَ صِرَاطاً سَوِياًّ
Babacığım gerçek şu ki sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Artık bana uy-tabi ol ki, seni dümdüz bir (doğru) yola çıkarayım.
19-Meryem 43
19/44يَٓا اَبَتِ لَا تَعْبُدِ الشَّيْطَانَۜ اِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلرَّحْمٰنِ عَصِياًّ
Babacığım, şeytana kulluk etme. Çünkü şeytan, Rahman'a (çok merhametli olan Allah'a) asi oldu.
19-Meryem 44
19/45يَٓا اَبَتِ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اَنْ يَمَسَّكَ عَذَابٌ مِنَ الرَّحْمٰنِ فَتَكُونَ لِلشَّيْطَانِ وَلِياًّ
Babacığım, (hakka tabi olmazsan) ben sana Rahman tarafından (ikaz edici bir) azab dokunup da (senin bunu putlardan bilip) şeytanın yakını olmandan korkuyorum.
19-Meryem 45
19/46قَالَ اَرَاغِبٌ اَنْتَ عَنْ اٰلِهَت۪ي يَٓا اِبْرٰه۪يمُۚ لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ۬ لَاَرْجُمَنَّكَ وَاهْجُرْن۪ي مَلِياًّ
(Babası) demişti ki "İbrahim, sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer (bundan) vazgeçmezsen, andolsun ki seni taşlarım. (Artık) uzun bir süre benden uzaklaş, git."
19-Meryem 46
19/47قَالَ سَلَامٌ عَلَيْكَۚ سَاَسْتَغْفِرُ لَكَ رَبّ۪يۜ اِنَّهُ كَانَ ب۪ي حَفِياًّ
(İbrahim) "Sana selam olsun, senin için Rabbimden mağfiret (bağışlanma) dileyeceğim. O bana pek lutufkardır" dedi.
19-Meryem 47
19/48وَاَعْتَزِلُكُمْ وَمَا تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَاَدْعُوا رَبّ۪يۘ عَسٰٓى اَلَّٓا اَكُونَ بِدُعَٓاءِ رَبّ۪ي شَقِياًّ
Sizden ve Allah'tan başka taptıklarınızdan kopup-ayrılıyorum ve Rabbime dua ediyorum. Umulur ki Rabbime dua etmekle bedbaht-mutsuz olmayacağım.
19-Meryem 48
19/49فَلَمَّا اعْتَزَلَهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۙ وَهَبْنَا لَـهُٓ اِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَۜ وَكُلاًّ جَعَلْنَا نَبِياًّ
Onlardan ve Allah'tan başka taptıklarından kopup-ayrılınca ona İshak'ı ve Yakub'u bağışladık ve herbirini peygamber kıldık.
19-Meryem 49
19/50وَوَهَبْنَا لَهُمْ مِنْ رَحْمَتِنَا وَجَعَلْنَا لَهُمْ لِسَانَ صِدْقٍ عَلِياًّ۟
Onlara rahmetimizden lutfettik-bağışladık ve onlar için yüce bir sadakat dili (doğru bir medh-u sena) verdik.
19-Meryem 50
19/51وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مُوسٰىۘ اِنَّهُ كَانَ مُخْلَصاً وَكَانَ رَسُولاً نَبِياًّ
Kitab'ta Musa'yı da zikredip-an. Çünkü o ihlasa erdirilmişdi, bir resul (gönderilmiş elçi) ve bir nebi (peygamber) idi.
19-Meryem 51
19/52وَنَادَيْنَاهُ مِنْ جَانِبِ الطُّورِ الْاَيْمَنِ وَقَرَّبْنَاهُ نَجِياًّ
Ona Tur'un sağ yanından seslendik ve onu gizlice söyleşmek için yakınlaştırdık.
19-Meryem 52
19/53وَوَهَبْنَا لَهُ مِنْ رَحْمَتِنَٓا اَخَاهُ هٰرُونَ نَبِياًّ
Ona rahmetimizden kardeşi Harun'u da bir peygamber olarak ihsan ettik.
19-Meryem 53
19/54وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِسْمٰع۪يلَۘ اِنَّهُ كَانَ صَادِقَ الْوَعْدِ وَكَانَ رَسُولاً نَبِياًّۚ
Kitab'da İsmail'i de zikredip-an. Çünkü o vaadine sadıkdı, bir resul (gönderilmiş elçi) ve bir nebi (peygamber) idi.
19-Meryem 54
19/55وَكَانَ يَأْمُرُ اَهْلَهُ بِالصَّلٰوةِ وَالزَّكٰوةِۖ وَكَانَ عِنْدَ رَبِّه۪ مَرْضِياًّ
Halkına namazı, zekatı emrediyordu ve o Rabbinin katında rızaya-hoşnutluğa ermişti.
19-Meryem 55
19/56وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِدْر۪يسَۘ اِنَّهُ كَانَ صِدّ۪يقاً نَبِياًّۗ
Kitab'ta İdris'i de zikredip-an. Çünkü o çok sadık bir peygamberdi.
19-Meryem 56
19/57وَرَفَعْنَاهُ مَكَاناً عَلِياًّ
Biz onu yüce-yüksek bir mekana yükselttik.
19-Meryem 57
19/58
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيّ۪نَ مِنْ ذُرِّيَّةِ اٰدَمَ وَمِمَّنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍۘ وَمِنْ ذُرِّيَّةِ اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْرَٓائ۪لَ وَمِمَّنْ هَدَيْنَا وَاجْتَبَيْنَاۜ اِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُ الرَّحْمٰنِ خَرُّوا سُجَّداً وَبُكِياًّ
İşte bunlar Allah'ın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerdendir. Adem'in soyundan, Nuh ile birlikte taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsrail'in (Yakub'un) soyundan hidayete (doğru yola) erdirdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdendir. Onlara Rahman'ın (çok merhametli olan Allah'ın) ayetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlardı.
19-Meryem 58
19/59فَخَلَفَ مِنْ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ اَضَاعُوا الصَّلٰوةَ وَاتَّبَعُوا الشَّهَوَاتِ فَسَوْفَ يَلْقَوْنَ غَياًّۙ
Sonra bunların ardından öyle bir nesil geldi ki namazı terkettiler, şehvetlerine kapılıp-uydular. Onlar bu azgınlıklarının cezasıyla karşılaşacaklardır.
19-Meryem 59
19/60اِلَّا مَنْ تَابَ وَاٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحاً فَاُو۬لٰٓئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ وَلَا يُظْلَمُونَ شَيْـٔاًۙ
Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunanlar (onların dışındadır). Bunlar cennete girecekler ve hiçbir şekilde zulme (haksızlığa) uğratılmayacaklardır.
19-Meryem 60
19/61 جَنَّاتِ عَدْنٍۨ الَّت۪ي وَعَدَ الرَّحْمٰنُ عِبَادَهُ بِالْغَيْبِۜ اِنَّهُ كَانَ وَعْدُهُ مَأْتِياًّ
Adn cennetleri (onlarındır) ki, Rahman Kendi kullarına (onu) gaybtan vadetmiştir. O'nun vaadi mutlaka yerini bulacaktır.
19-Meryem 61
19/62لَا يَسْمَعُونَ ف۪يهَا لَغْواً اِلَّا سَلَاماًۜ وَلَهُمْ رِزْقُهُمْ ف۪يهَا بُكْرَةً وَعَشِياًّ
Orada boş söz değil ancak selam işitirler. Sabah akşam rızıklarını da hazır bulurlar.
19-Meryem 62
19/63تِلْكَ الْجَنَّةُ الَّت۪ي نُورِثُ مِنْ عِبَادِنَا مَنْ كَانَ تَقِياًّ
O (öyle bir) cennet ki, Biz kullarımızdan muttaki (takva sahibi) olanları (ona mirasçı) varis kılacağız.
19-Meryem 63
19/64وَمَا نَتَنَزَّلُ اِلَّا بِاَمْرِ رَبِّكَۚ لَهُ مَا بَيْنَ اَيْد۪ينَا وَمَا خَلْفَنَا وَمَا بَيْنَ ذٰلِكَۚ وَمَا كَانَ رَبُّكَ نَسِياًّۚ
(Melekler der ki) biz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzde, ardımızda ve bunlar arasında olan her şey O'nundur. Senin Rabbin unutkan değildir.
19-Meryem 64
19/65رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا فَاعْبُدْهُ وَاصْطَبِرْ لِعِبَادَتِه۪ۜ هَلْ تَعْلَمُ لَهُ سَمِياًّ۟
Göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin Rabbidir. Şu halde O'na ibadet et ve O'na ibadette kararlı-devamlı ol. Hiç O'nun (esmalarında bir benzeri, bir) adaşı olduğunu biliyor musun?
19-Meryem 65
19/66وَيَقُولُ الْاِنْسَانُ ءَاِذَا مَا مِتُّ لَسَوْفَ اُخْرَجُ حَياًّ
İnsan der ki "Ben öldükten sonra mı (yeniden) diri olarak çıkarılacağım?"
19-Meryem 66
19/67اَوَلَا يَذْكُرُ الْاِنْسَانُ اَنَّا خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ يَكُ شَيْـٔاً
O daha önce hiçbir şey değilken Bizim onu yaratmış olduğumuzu insan (hiç) düşünmüyor mu?
19-Meryem 67
19/68فَوَرَبِّكَ لَنَحْشُرَنَّهُمْ وَالشَّيَاط۪ينَ ثُمَّ لَنُحْضِرَنَّهُمْ حَوْلَ جَهَنَّمَ جِثِياًّۚ
Rabbine andolsun ki Biz onları da, şeytanları da mutlaka haşredeceğiz sonra onları cehennemin etrafında diz üstü çökmüş olarak hazır bulunduracağız.
19-Meryem 68
19/69ثُمَّ لَنَنْزِعَنَّ مِنْ كُلِّ ش۪يعَةٍ اَيُّهُمْ اَشَدُّ عَلَى الرَّحْمٰنِ عِتِياًّۚ
Sonra her bir gruptan Rahman'a (dünyada onlara merhametli olan Allah'a) karşı isyanda (azgınlıkta) en şiddetli olanını ayıracağız.
19-Meryem 69
19/70ثُمَّ لَنَحْنُ اَعْلَمُ بِالَّذ۪ينَ هُمْ اَوْلٰى بِهَا صِلِياًّ
Sonra Biz ona (cehenneme) girmeye en çok layık (müstehak) olanları iyi bilmekteyiz.
19-Meryem 70
19/71وَاِنْ مِنْكُمْ اِلَّا وَارِدُهَاۚ كَانَ عَلٰى رَبِّكَ حَتْماً مَقْضِياًّۚ
Sizden ona (cehennemin etrafına) varıp-uğramayacak hiç kimse yoktur. Bu Rabbinin (yapmayı) üzerine aldığı kesinleşmiş bir hükümdür.
19-Meryem 71
19/72ثُمَّ نُنَجِّي الَّذ۪ينَ اتَّقَوْا وَنَذَرُ الظَّالِم۪ينَ ف۪يهَا جِثِياًّ
Sonra (öncelikle) muttakileri (korkup-sakınanları) kurtarırız ve zulme sapanları orada (cehennemin etrafında) dizüstü çökmüş olarak bırakırız.
19-Meryem 72
19/73وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُٓواۙ اَيُّ الْفَر۪يقَيْنِ خَيْرٌ مَقَاماً وَاَحْسَنُ نَدِياًّ
Onlara ayetlerimiz apaçık (bir şekilde) okunduğu zaman küfre sapanlar iman edenlere "İki gruptan hangisi makam-mevki bakımından daha iyi, topluluk bakımından da daha güzeldir?" dediler.
19-Meryem 73
19/74وَكَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْنٍ هُمْ اَحْسَنُ اَثَاثاً وَرِءْياً
Onlardan önce nice nesilleri helak ettik, ki onlar mal bakımından da, gösteriş bakımından da (kendilerinden) daha güzeldiler.
19-Meryem 74
19/75قُلْ مَنْ كَانَ فِي الضَّلَالَةِ فَلْيَمْدُدْ لَهُ الرَّحْمٰنُ مَداًّۚ حَتّٰٓى اِذَا رَاَوْا مَا يُوعَدُونَ اِمَّا الْعَذَابَ وَاِمَّا السَّاعَةَۜ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ شَرٌّ مَكَاناً وَاَضْعَفُ جُنْداً
De ki "Kim sapıklık içindeyse Rahman ona (hakka dönmesi için) süre tanıdıkça tanır." Nihayet kendilerine vadedileni azabı veya o saati (kıyameti) gördükleri zaman artık kimin yeri (makamı, mevkii) daha kötü, kimin ordusu (taraftarı) daha zayıfmış öğreneceklerdir.
19-Meryem 75
19/76وَيَز۪يدُ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اهْتَدَوْا هُدًىۜ وَالْبَاقِيَاتُ الصَّالِحَاتُ خَيْرٌ عِنْدَ رَبِّكَ ثَوَاباً وَخَيْرٌ مَرَداًّ
Allah, hidayeti kabul edenlerin (gereğini yapanların) hidayetini arttırır. (Kendisi sürekli ve karşılığı) baki olan salih ameller, Rabbinin katında sevap bakımından daha hayırlı, akibet bakımından da daha hayırlıdır.
19-Meryem 76
19/77اَفَرَاَيْتَ الَّذ۪ي كَفَرَ بِاٰيَاتِنَا وَقَالَ لَاُو۫تَيَنَّ مَالاً وَوَلَداًۜ
Ayetlerimizi inkar eden ve "Elbette bana (ahirette de) mal ve çocuk verilecektir" diyeni gördün mü?
19-Meryem 77
19/78اَطَّـلَعَ الْغَيْبَ اَمِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْداًۙ
O gayba (görülüp-bilinmeyene) vakıf mı oldu yoksa Rahman katından bir ahid mi aldı?
19-Meryem 78
19/79كَلَّاۜ سَنَكْتُبُ مَا يَقُولُ وَنَمُدُّ لَهُ مِنَ الْعَذَابِ مَداًّۙ
Hayır (asla öyle değil). Biz onun söylediğini yazacağız ve azabını uzattıkça uzatacağız.
19-Meryem 79
19/80وَنَرِثُهُ مَا يَقُولُ وَيَأْت۪ينَا فَرْداً
Onun söylemekte olduğuna (mal ve çocuğa) Biz mirasçı olacağız, o da Bize 'yapayalnız tek başına' gelecektir.
19-Meryem 80
19/81وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ اٰلِهَةً لِيَكُونُوا لَهُمْ عِزاًّۙ
Onlar kendilerine izzet (güç ve şeref) olması için Allah'tan başka ilahlar edindiler.
19-Meryem 81
19/82كَلَّاۜ سَيَكْفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمْ وَيَكُونُونَ عَلَيْهِمْ ضِداًّ۟
Hayır. (O ilah edindikleri) onların ibadetlerini inkar edecekler ve (onlara düşman olup) aleyhlerine döneceklerdir.
19-Meryem 82
19/83اَلَمْ تَرَ اَنَّٓا اَرْسَلْنَا الشَّيَاط۪ينَ عَلَى الْكَافِر۪ينَ تَؤُزُّهُمْ اَزاًّۙ
Görmedin mi, Biz şeytanları küfre sapanların üzerine gönderdik. Onları (günaha) teşvik edip-kışkırtıyorlar.
19-Meryem 83
19/84فَلَا تَعْجَلْ عَلَيْهِمْۜ اِنَّمَا نَعُدُّ لَهُمْ عَداًّۚ
Onlara karşı acele etme, Biz onlar için (artan günahlarını ve azalan günlerini) sayıp duruyoruz.
19-Meryem 84
19/85يَوْمَ نَحْشُرُ الْمُتَّق۪ينَ اِلَى الرَّحْمٰنِ وَفْداًۙ
(O gün geldiğinde) muttakileri (korkup-sakınanları) konuk bir heyet olarak Rahman'ın huzurunda toplayacağız.
19-Meryem 85
19/86وَنَسُوقُ الْمُجْرِم۪ينَ اِلٰى جَهَنَّمَ وِرْداًۢ
Mücrimleri (suçlu-günahkarları) ise susuz-susamış olarak cehenneme süreceğiz.
19-Meryem 86
19/87لَا يَمْلِكُونَ الشَّفَاعَةَ اِلَّا مَنِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْداًۢ
Rahman'ın (çok merhametli olan Allah'ın) katında ahid almışların dışında (hiç kimse) şefaate malik (sahip) olamayacaktır.
19-Meryem 87
19/88وَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمٰنُ وَلَداًۜ
(Yahudilerle hıristiyanlar) "Rahman çocuk edindi" dediler.
19-Meryem 88
19/89لَقَدْ جِئْتُمْ شَيْـٔاً اِداًّۙ
Andolsun ki siz çok çirkin bir şey ileri sürdünüz.
19-Meryem 89
19/90تَكَادُ السَّمٰوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْهُ وَتَنْشَقُّ الْاَرْضُ وَتَخِرُّ الْجِبَالُ هَداًّۙ
Neredeyse bundan (bu sözden) dolayı gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar yıkılıp-göçüverecekti.
19-Meryem 90
19/91اَنْ دَعَوْا لِلرَّحْمٰنِ وَلَداًۚ
Rahman'a çocuk isnad etmelerinden (duydukları dehşetle bunlar olacaktı).
19-Meryem 91
19/92وَمَا يَنْبَغ۪ي لِلرَّحْمٰنِ اَنْ يَتَّخِذَ وَلَداًۜ
(Oysa) Rahman'a çocuk edinmek yakışmaz.
19-Meryem 92
19/93اِنْ كُلُّ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اِلَّٓا اٰتِي الرَّحْمٰنِ عَبْداًۜ
Göklerde ve yerde olan herkes hiç istisnasız Rahman'a (çok merhametli olan Allah'a) kul olarak gelecektir.
19-Meryem 93
19/94لَقَدْ اَحْصٰيهُمْ وَعَدَّهُمْ عَداًّۜ
Andolsun ki (Allah) onların hepsini (topluca) kuşatmış, (kendilerini ve yaptıklarını) tek tek saymıştır.
19-Meryem 94
19/95وَكُلُّهُمْ اٰت۪يهِ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ فَرْداً
Kıyamet günü onların herbiri O'na 'yapayalnız tek başlarına' geleceklerdir.
19-Meryem 95
19/96اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَيَجْعَلُ لَهُمُ الرَّحْمٰنُ وُداًّ
İman edenler ve salih amellerde bulunanlar (ise yalnız kalmayacak), Rahman onlar için (birbirlerine karşı bir yakınlık) bir sevgi kılacaktır.
19-Meryem 96
19/97فَاِنَّمَا يَسَّرْنَاهُ بِلِسَانِكَ لِتُبَشِّرَ بِهِ الْمُتَّق۪ينَ وَتُنْذِرَ بِه۪ قَوْماً لُداًّ
Biz bunu (Kur'an'ı) muttakilere (korkup-sakınanlara) müjde vermen ve (inkarda) inat edenleri uyarıp-korkutman için senin dilinde (indirip-açıklayıp) kolaylaştırdık.
19-Meryem 97
19/98وَكَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْنٍۜ هَلْ تُحِسُّ مِنْهُمْ مِنْ اَحَدٍ اَوْ تَسْمَعُ لَهُمْ رِكْزاً
Biz onlardan önce nice nesilleri helak ettik. (Helak edip-yer üstünden uzaklık verdiğimiz) onlardan hiçbirini (şimdi) hissediyor, ya da onların (ye'cuc ve me'cucun derinden) hafif bir sesini işitiyor musun?
19-Meryem 98
20-Tâ-Hâ Suresi
20/1طٰهٰۜ
Ta, Ha.
20-Tâ-Hâ 1
20/2مَٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْاٰنَ لِتَشْقٰىۙ
Biz sana bu Kur'an'ı güçlük çekmen için indirmedik.
20-Tâ-Hâ 2
20/3اِلَّا تَذْكِرَةً لِمَنْ يَخْشٰىۙ
Ancak Allah'tan huşuyla-korkanlara bir öğüt olarak (indirdik.)
20-Tâ-Hâ 3
20/4تَنْز۪يلاً مِمَّنْ خَلَقَ الْاَرْضَ وَالسَّمٰوَاتِ الْعُلٰىۜ
Yeri ve yüksek gökleri yaratan tarafından (peyderpey) indirilmiştir.
20-Tâ-Hâ 4
20/5اَلرَّحْمٰنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوٰى
Rahman arşa istiva etmiştir (mekandan münezzeh kudretiyle kuşatmıştır).
20-Tâ-Hâ 5
20/6لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ الثَّرٰى
Göklerde, yerde, bu ikisinin arasında ve toprağın altında olanların hepsi O'nundur.
20-Tâ-Hâ 6
20/7وَاِنْ تَجْهَرْ بِالْقَوْلِ فَاِنَّهُ يَعْلَمُ السِّرَّ وَاَخْفٰى
Sözü açığa vursan da (gizlesen de birdir). Çünkü O gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilmektedir.
20-Tâ-Hâ 7
20/8اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ لَهُ الْاَسْمَٓاءُ الْحُسْنٰى
Allah, O'ndan başka ilah yoktur. En güzel isimler O'nundur.
20-Tâ-Hâ 8
20/9وَهَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ مُوسٰىۢ
Sana Musa'nın haberi geldi mi?
20-Tâ-Hâ 9
20/10اِذْ رَاٰ نَاراً فَقَالَ لِاَهْلِهِ امْكُـثُٓوا اِنّ۪ٓي اٰنَسْتُ نَاراً لَعَلّ۪ٓي اٰت۪يكُمْ مِنْهَا بِقَبَسٍ اَوْ اَجِدُ عَلَى النَّارِ هُدًى
Hani bir ateş görmüştü de ailesine "Durun, ben bir ateş gördüm. Size ondan ya bir kor getiririm, ya da ateşin yanında bir yol-gösterici bulurum" demişti.
20-Tâ-Hâ 10
20/11فَلَمَّٓا اَتٰيهَا نُودِيَ يَا مُوسٰى
Oraya vardığında kendisine (şöyle) seslenildi "Ey Musa."
20-Tâ-Hâ 11
20/12اِنّ۪ٓي اَنَا۬ رَبُّكَ فَاخْلَعْ نَعْلَيْكَۚ اِنَّكَ بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًىۜ
Şüphesiz Ben, Ben senin Rabbinim. Ayakkabılarını çıkar çünkü sen mukaddes (kutsal) vadi olan Tuva'dasın.
20-Tâ-Hâ 12
20/13وَاَنَا اخْتَرْتُكَ فَاسْتَمِـعْ لِمَا يُوحٰى
Ben seni seçtim. Şimdi vahyolunanı dinle.
20-Tâ-Hâ 13
20/14اِنَّـن۪ٓي اَنَا اللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاعْبُدْن۪يۙ وَاَقِمِ الصَّلٰوةَ لِذِكْر۪ي
Gerçekten Ben, Ben Allah'ım, Ben'den başka ilah yoktur. (Yalnız) Bana ibadet et ve Beni anmak-zikretmek için namaz kıl.
20-Tâ-Hâ 14
20/15اِنَّ السَّاعَةَ اٰتِيَةٌ اَكَادُ اُخْف۪يهَا لِتُجْزٰى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا تَسْعٰى
"Hiç şüphesiz o saat (kıyamet vakti) yaklaşarak-gelmektedir. Herkes yaptığının karşılığını görsün diye onu neredeyse (bir resul hariç herkesten) gizliyorum."
20-Tâ-Hâ 15
20/16فَلَا يَصُدَّنَّكَ عَنْهَا مَنْ لَا يُؤْمِنُ بِهَا وَاتَّـبَعَ هَوٰيهُ فَتَرْدٰى
Ona inanmayıp nefsinin hevasına uyan kimse sakın seni ondan (saatin her an gelebileceğinden) alıkoyup-uzaklaştırmasın yoksa helak olursun.
20-Tâ-Hâ 16
20/17وَمَا تِلْكَ بِيَم۪ينِكَ يَا مُوسٰى
Sağ elindeki nedir ey Musa?
20-Tâ-Hâ 17
20/18قَالَ هِيَ عَصَايَۚ اَتَوَكَّـؤُ۬ا عَلَيْهَا وَاَهُشُّ بِهَا عَلٰى غَنَم۪ي وَلِيَ ف۪يهَا مَاٰرِبُ اُخْرٰى
(Musa) dedi ki "O benim asamdır. Ona dayanırım, onunla davarlarım için ağaçlardan yaprak silkelerim, onda bana ait (bazı ihtiyaçlar için) daha başka yararlar da var."
20-Tâ-Hâ 18
20/19قَالَ اَلْقِهَا يَا مُوسٰى
(Rabbi) dedi ki "Onu (yere) at ey Musa."
20-Tâ-Hâ 19
20/20فَاَلْقٰيهَا فَاِذَا هِيَ حَيَّةٌ تَسْعٰى
O da onu attı. (Bir de ne görsün,) o hemen debelenen (küçük ve hızlı) bir yılan (oluvermiş).
20-Tâ-Hâ 20
20/21قَالَ خُذْهَا وَلَا تَخَفْ۠ سَنُع۪يدُهَا س۪يرَتَهَا الْاُو۫لٰى
(Allah) buyurdu ki "Onu tut-al, korkma. Biz onu (yılanı) ilk durumuna (asaya) çevireceğiz."
20-Tâ-Hâ 21
20/22وَاضْمُمْ يَدَكَ اِلٰى جَنَاحِكَ تَخْرُجْ بَيْضَٓاءَ مِنْ غَيْرِ سُٓوءٍ اٰيَةً اُخْرٰىۙ
Elini de koynuna sok, bir başka ayet (mucize) olarak o kusursuz ve bembeyaz bir durumda çıkıversin.
20-Tâ-Hâ 22
20/23لِنُرِيَكَ مِنْ اٰيَاتِنَا الْكُبْرٰىۚ
Ta ki sana büyük ayetlerimizden (mucizelerimizden bazısını) göstermiş olalım.
20-Tâ-Hâ 23
20/24اِذْهَبْ اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰى۟
"Firavun'a git. Çünkü o azdı."
20-Tâ-Hâ 24
20/25قَالَ رَبِّ اشْرَحْ ل۪ي صَدْر۪يۙ
(Musa) dedi ki "Rabbim, benim göğsümü aç (genişlik ver)."
20-Tâ-Hâ 25
20/26وَيَسِّرْ ل۪ٓي اَمْر۪يۙ
Bana işimi kolaylaştır.
20-Tâ-Hâ 26
20/27وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَان۪يۙ
Dilimden düğümü çöz.
20-Tâ-Hâ 27
20/28يَفْقَهُوا قَوْل۪يۖ
Ki sözümü anlasınlar.
20-Tâ-Hâ 28
20/29وَاجْعَلْ ل۪ي وَز۪يراً مِنْ اَهْل۪يۙ
Ailemden bana bir vezir (yardımcı) ver.
20-Tâ-Hâ 29
20/30هٰرُونَ اَخ۪يۚ
Kardeşim Harun'u
20-Tâ-Hâ 30
20/31اُشْدُدْ بِه۪ٓ اَزْر۪يۙ
Onunla gücümü arttır-(arkamı) kuvvetlendir."
20-Tâ-Hâ 31
20/32وَاَشْرِكْهُ ف۪ٓي اَمْر۪يۙ
Onu işimde ortak kıl.
20-Tâ-Hâ 32
20/33كَيْ نُسَبِّحَكَ كَث۪يراًۙ
(Böylece) Seni çok tesbih edelim.
20-Tâ-Hâ 33
20/34وَنَذْكُرَكَ كَث۪يراًۜ
Ve Seni çok zikredelim.
20-Tâ-Hâ 34
20/35اِنَّكَ كُنْتَ بِنَا بَص۪يراً
Hiç şüphesiz Sen bizi görmektesin.
20-Tâ-Hâ 35
20/36قَالَ قَدْ اُو۫ت۪يتَ سُؤْلَكَ يَا مُوسٰى
(Allah) buyurdu ki "Ey Musa istediğin sana verilmiştir."
20-Tâ-Hâ 36
20/37وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَيْكَ مَرَّةً اُخْرٰىۙ
Andolsun ki Biz sana bir defa daha lutufta bulunmuştuk.
20-Tâ-Hâ 37
20/38اِذْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اُمِّكَ مَا يُوحٰىۙ
Hani, annene vahyolunan şeyi (şöyle) vahyetmiştik.
20-Tâ-Hâ 38
20/39اَنِ اقْذِف۪يهِ فِي التَّابُوتِ فَاقْذِف۪يهِ فِي الْيَمِّ فَلْيُلْقِهِ الْيَمُّ بِالسَّاحِلِ يَأْخُذْهُ عَدُوٌّ ل۪ي وَعَدُوٌّ لَهُۜ وَاَلْقَيْتُ عَلَيْكَ مَحَبَّةً مِنّ۪يۚ وَلِتُصْنَعَ عَلٰى عَيْن۪يۢ
Onu sandığın içine koy, onu nehire bırak, nehir onu sahile bıraksın. Onu Benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri alsın. (Ey Musa) gözümün önünde yetiştirilmen için Kendimden sana (seni sevdirecek) bir sevgi bıraktım.
20-Tâ-Hâ 39
20/40اِذْ تَمْش۪ٓي اُخْتُكَ فَتَقُولُ هَلْ اَدُلُّكُمْ عَلٰى مَنْ يَكْفُلُهُۜ فَرَجَعْنَاكَ اِلٰٓى اُمِّكَ كَيْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَۜ وَقَتَلْتَ نَفْساً فَنَجَّيْنَاكَ مِنَ الْغَمِّ وَفَتَنَّاكَ فُتُوناً۠ فَلَبِثْتَ سِن۪ينَ ف۪ٓي اَهْلِ مَدْيَنَ ثُمَّ جِئْتَ عَلٰى قَدَرٍ يَا مُوسٰى
Hani kızkardeşin gidip Ona bakacak birini size haber vereyim mi?" diyordu. Böylece seni annene geri verdik ki gözü aydın olsun ve hüzne kapılmasın. Sen bir insan öldürmüştün de, Biz seni tasadan kurtarmış ve seni çeşitli fitnelerle (musibetlerle) esaslı bir denemeden-imtihandan geçirmiştik. Bu sebeble Medyen halkı arasında yıllarca kalmıştın sonra bir kader-takdir üzerine (bugünlere ve buraya) geldin ey Musa."
20-Tâ-Hâ 40
20/41وَاصْطَنَعْتُكَ لِنَفْس۪يۚ
Seni Kendim için seçtim.
20-Tâ-Hâ 41
20/42اِذْهَبْ اَنْتَ وَاَخُوكَ بِاٰيَات۪ي وَلَا تَنِيَا ف۪ي ذِكْر۪يۚ
Sen ve kardeşin ayetlerimle gidin. Beni zikretmede (anıp-hatırlamada sakın) gevşek davranmayın.
20-Tâ-Hâ 42
20/43اِذْهَبَٓا اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰىۚ
Firavun'a gidin çünkü o (gerçekten) azmıştır.
20-Tâ-Hâ 43
20/44فَقُولَا لَهُ قَوْلاً لَيِّناً لَعَلَّهُ يَتَذَكَّرُ اَوْ يَخْشٰى
Ona yumuşak söz söyleyin. Olur ki (umabilirsiniz ki) düşünüp-öğüt alır, ya da huşu duyup-korkar.
20-Tâ-Hâ 44
20/45قَالَا رَبَّـنَٓا اِنَّـنَا نَخَافُ اَنْ يَفْرُطَ عَلَيْنَٓا اَوْ اَنْ يَطْغٰى
(Musa ile Harun) dediler ki "Rabbimiz, onun bize aşırı (derecede kötü) davranmasından ya da azgınlığını arttırmasından endişe edip-korkmaktayız."
20-Tâ-Hâ 45
20/46قَالَ لَا تَخَافَٓا اِنَّن۪ي مَعَكُمَٓا اَسْمَعُ وَاَرٰى
(Allah) dedi ki "(Ondan) korkmayın çünkü Ben sizinle birlikteyim, (herşeyi) işitmekte ve görmekteyim."
20-Tâ-Hâ 46
20/47فَأْتِيَاهُ فَقُولَٓا اِنَّا رَسُولَا رَبِّكَ فَاَرْسِلْ مَعَنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ وَلَا تُعَذِّبْهُمْۜ قَدْ جِئْنَاكَ بِاٰيَةٍ مِنْ رَبِّكَۜ وَالسَّلَامُ عَلٰى مَنِ اتَّـبَعَ الْهُدٰى
Haydi ona gidin de deyin ki Biz senin Rabbinin elçileriyiz, İsrailoğullarını bizimle birlikte gönder ve onlara (artık) azab etme. Biz sana Rabbinden bir ayetle geldik. Selam, hidayete (doğru yola) tabi olanların üzerinedir."
20-Tâ-Hâ 47
20/48اِنَّا قَدْ اُو۫حِيَ اِلَيْنَٓا اَنَّ الْعَذَابَ عَلٰى مَنْ كَذَّبَ وَتَوَلّٰى
Bize vahyolundu ki azab (da) yalanlayan ve yüz çevirenlerin üzerinedir.
20-Tâ-Hâ 48
20/49قَالَ فَمَنْ رَبُّكُمَا يَا مُوسٰى
(Firavun) dedi ki "Sizin Rabbiniz kim ey Musa?"
20-Tâ-Hâ 49
20/50قَالَ رَبُّنَا الَّـذ۪ٓي اَعْطٰى كُلَّ شَيْءٍ خَلْقَهُ ثُمَّ هَدٰى
Dedi ki "Bizim Rabbimiz her şeye yaratılışını veren sonra da (doğru) yolunu gösterendir."
20-Tâ-Hâ 50
20/51قَالَ فَمَا بَالُ الْقُرُونِ الْاُو۫لٰى
(Firavun) dedi ki "Öyleyse (kendilerine yol gösterilmeyen bir) önceki nesillerin durumu (akibeti) nedir?"
20-Tâ-Hâ 51
20/52قَالَ عِلْمُهَا عِنْدَ رَبّ۪ي ف۪ي كِتَابٍۚ لَا يَضِلُّ رَبّ۪ي وَلَا يَنْسٰىۘ
Dedi ki "Bunun bilgisi Rabbimin katında bir Kitab'tadır. Benim Rabbim şaşırmaz ve unutmaz."
20-Tâ-Hâ 52
20/53اَلَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ مَهْداً وَسَلَكَ لَكُمْ ف۪يهَا سُبُلاً وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۜ فَاَخْرَجْنَا بِه۪ٓ اَزْوَاجاً مِنْ نَبَاتٍ شَتّٰى
(Allah) yeryüzünü size beşik yapan, onda size yollar açan ve gökten su indirendir. Onunla her tür bitkiden çiftler çıkardık.
20-Tâ-Hâ 53
20/54كُلُوا وَارْعَوْا اَنْعَامَكُمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِاُو۬لِي النُّهٰى۟
Yeyin ve hayvanlarınızı otlatın. Bunda 'sağduyulu akıl sahibleri' için ayetler vardır.
20-Tâ-Hâ 54
20/55مِنْهَا خَلَقْنَاكُمْ وَف۪يهَا نُع۪يدُكُمْ وَمِنْهَا نُخْرِجُكُمْ تَارَةً اُخْرٰى
Sizi ondan (topraktan) yarattık yine ona geri çevireceğiz ve bir kere daha sizi ondan çıkaracağız.
20-Tâ-Hâ 55
20/56وَلَقَدْ اَرَيْنَاهُ اٰيَاتِنَا كُلَّهَا فَكَذَّبَ وَاَبٰى
Andolsun ki Biz ona (Firavun'a, gönderdiğimiz) bütün ayetlerimizi gösterdik. O yine yalanladı ve (inkarda) diretti.
20-Tâ-Hâ 56
20/57قَالَ اَجِئْتَنَا لِتُخْرِجَنَا مِنْ اَرْضِنَا بِسِحْرِكَ يَا مُوسٰى
Dedi ki "Ey Musa, sen bizi sihrinle yurdumuzdan sürüp-çıkarmak için mi bize geldin?"
20-Tâ-Hâ 57
20/58فَلَنَأْتِيَنَّكَ بِسِحْرٍ مِثْلِه۪ فَاجْعَلْ بَيْنَنَا وَبَيْنَكَ مَوْعِداً لَا نُخْلِفُهُ نَحْنُ وَلَٓا اَنْتَ مَكَاناً سُوًى
"(O halde) biz de sana onun gibi bir sihirle geleceğiz. Şimdi sen bir 'buluşma zamanı ve yeri' tesbit et ki bizim de, senin de muhalefet etmeyeceği uygun (düz ve geniş) bir yer olsun" dedi.
20-Tâ-Hâ 58
20/59قَالَ مَوْعِدُكُمْ يَوْمُ الزّ۪ينَةِ وَاَنْ يُحْشَرَ النَّاسُ ضُحًى
(Musa) dedi ki "Sizinle buluşma, zinet (bayramı) günü ve insanların toplanacağı kuşluk vakti (olsun)."
20-Tâ-Hâ 59
20/60فَتَوَلّٰى فِرْعَوْنُ فَجَمَعَ كَيْدَهُ ثُمَّ اَتٰى
(Bunun üzerine) Firavun arkasını dönüp gitti, hileli düzenini (yürütecek sihirbazları) bir araya getirdi sonra da (buluşma yerine) geldi.
20-Tâ-Hâ 60
20/61قَالَ لَهُمْ مُوسٰى وَيْلَكُمْ لَا تَفْتَرُوا عَلَى اللّٰهِ كَذِباً فَيُسْحِتَكُمْ بِعَذَابٍۚ وَقَدْ خَابَ مَنِ افْتَرٰى
Musa onlara dedi ki "Size yazıklar olsun. Allah'a karşı yalan uydurmayın sonra bir azab ile kökünüzü kurutur. Hiç şüphesiz ki (Allah'a) iftira eden hüsrana uğramıştır."
20-Tâ-Hâ 61
20/62فَتَنَازَعُٓوا اَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ وَاَسَرُّوا النَّجْوٰى
Bunun üzerine (sihirbazlar) kendi aralarında durumlarını tartışmaya başladılar ve (ciddi kuşkulara düşüp, firavundan) gizli konuşmalara geçtiler.
20-Tâ-Hâ 62
20/63قَالُٓوا اِنْ هٰذَانِ لَسَاحِرَانِ يُر۪يدَانِ اَنْ يُخْرِجَاكُمْ مِنْ اَرْضِكُمْ بِسِحْرِهِمَا وَيَذْهَبَا بِطَر۪يقَتِكُمُ الْمُثْلٰى
(Vazgeçmek isteyen sihirbazlara) dediler ki "Bunlar sadece iki sihirbazdır. Sizi sihirleriyle yurdunuzdan sürüp-çıkarmak ve örnek (üstünlükte) olan yolunuzu yok etmek istiyorlar."
20-Tâ-Hâ 63
20/64فَاَجْمِعُوا كَيْدَكُمْ ثُمَّ ائْتُوا صَفاًّۚ وَقَدْ اَفْلَحَ الْيَوْمَ مَنِ اسْتَعْلٰى
Bunun için bütün tuzaklarınızı bir araya getirin sonra sıralı-saflar halinde gelin. (Kurtulmak istiyorsanız) bugün üstünlük sağlayan kurtuluş bulmuştur.
20-Tâ-Hâ 64
20/65قَالُوا يَا مُوسٰٓى اِمَّٓا اَنْ تُلْقِيَ وَاِمَّٓا اَنْ نَكُونَ اَوَّلَ مَنْ اَلْقٰى
Dediler ki "Ey Musa. Ya sen at veya önce atanlar biz olalım."
20-Tâ-Hâ 65
20/66قَالَ بَلْ اَلْقُواۚ فَاِذَا حِبَالُهُمْ وَعِصِيُّهُمْ يُخَيَّلُ اِلَيْهِ مِنْ سِحْرِهِمْ اَنَّهَا تَسْعٰى
Dedi ki "Hayır, (önce) siz atın." Bir de baktı ki, sihirlerinden dolayı onların ipleri ve asaları kendisine gerçekten hareket ediyorlarmış gibi görünüyor.
20-Tâ-Hâ 66
20/67فَاَوْجَسَ ف۪ي نَفْسِه۪ خ۪يفَةً مُوسٰى
Musa (bu gördüklerinden) içinde bir korku hissetti.
20-Tâ-Hâ 67
20/68قُلْنَا لَا تَخَفْ اِنَّكَ اَنْتَ الْاَعْلٰى
Dedik ki "Korkma. Üstün gelecek olan kesinlikle sensin."
20-Tâ-Hâ 68
20/69وَاَلْقِ مَا ف۪ي يَم۪ينِكَ تَلْقَفْ مَا صَنَعُواۜ اِنَّمَا صَنَعُوا كَيْدُ سَاحِرٍۜ وَلَا يُفْلِحُ السَّاحِرُ حَيْثُ اَتٰى
Sağ elindekini atıver, onların yaptıklarını yutacaktır. Çünkü onların yaptıkları yalnızca bir sihirbaz hilesidir. Sihirbaz ise (sihirle) nereye varsa felah (kurtuluş) bulamaz.
20-Tâ-Hâ 69
20/70فَاُلْقِيَ السَّحَرَةُ سُجَّداً قَالُٓوا اٰمَنَّا بِرَبِّ هٰرُونَ وَمُوسٰى
Sonunda sihirbazlar secdeye kapanarak "Harun'un ve Musa'nın Rabbine iman ettik" dediler.
20-Tâ-Hâ 70
20/71قَالَ اٰمَنْتُمْ لَهُ قَبْلَ اَنْ اٰذَنَ لَكُمْۜ اِنَّهُ لَكَب۪يرُكُمُ الَّذ۪ي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَۚ فَلَاُقَطِّعَنَّ اَيْدِيَكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ وَلَاُصَلِّبَنَّكُمْ ف۪ي جُذُوعِ النَّخْلِۘ وَلَتَعْلَمُنَّ اَيُّـنَٓا اَشَدُّ عَذَاباً وَاَبْقٰى
(Firavun) dedi ki "Ben size izin vermeden önce ona inandınız öyle mi? Kuşkusuz o (Musa) size sihiri öğreten büyüğünüzdür. Andolsun ki sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve sizi hurma dallarına asacağım. (O zaman) siz de hangimizin azabı daha şiddetli ve daha sürekliymiş bilip-öğreneceksiniz."
20-Tâ-Hâ 71
20/72قَالُوا لَنْ نُؤْثِرَكَ عَلٰى مَا جَٓاءَنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالَّذ۪ي فَطَرَنَا فَاقْضِ مَٓا اَنْتَ قَاضٍۜ اِنَّمَا تَقْض۪ي هٰذِهِ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَاۜ
(Önceden sihirbaz olan mü'minler) dediler ki "Bize gelen apaçık mucizelere ve bizi yaratana karşı seni üstün tutup-tercih edemeyiz. Artık neyde (hangi kararda) hükmünü yürüteceksen yürüt. Sen ancak bu dünya hayatında hükmünü yürütebilirsin."
20-Tâ-Hâ 72
20/73اِنَّٓا اٰمَنَّا بِرَبِّنَا لِيَغْفِرَ لَنَا خَطَايَانَا وَمَٓا اَكْرَهْتَنَا عَلَيْهِ مِنَ السِّحْرِۜ وَاللّٰهُ خَيْرٌ وَاَبْقٰى
Biz Rabbimize iman ettik. Günahlarımızı ve (vazgeçtiğimiz halde) bize zorla yaptırdığın sihiri bağışlasın. (Azab ve mükafatta) Allah daha hayırlı ve daha süreklidir.
20-Tâ-Hâ 73
20/74اِنَّهُ مَنْ يَأْتِ رَبَّهُ مُجْرِماً فَاِنَّ لَهُ جَهَنَّمَۜ لَا يَمُوتُ ف۪يهَا وَلَا يَحْيٰى
Kim Rabbine mücrim (suçlu-günahkar) olarak gelirse hiç şüphe yok onun için cehennem vardır. Onun içinde ne ölebilir, ne de dirilebilir.
20-Tâ-Hâ 74
20/75وَمَنْ يَأْتِه۪ مُؤْمِناً قَدْ عَمِلَ الصَّالِحَاتِ فَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمُ الدَّرَجَاتُ الْعُلٰىۙ
Kim de iman edip salih amellerde bulunmuş olarak O'na gelirse işte onlar için yüksek dereceler vardır.
20-Tâ-Hâ 75
20/76جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ وَذٰلِكَ جَزٰٓؤُ۬ا مَنْ تَزَكّٰى۟
İçlerinde ebedi kalacakları altlarından ırmaklar akan Adn cennetleri de (onlarındır). Bu arınmış olanların karşılığıdır.
20-Tâ-Hâ 76
20/77وَلَقَدْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنْ اَسْرِ بِعِبَاد۪ي فَاضْرِبْ لَهُمْ طَر۪يقاً فِي الْبَحْرِ يَبَساًۚ لَا تَخَافُ دَرَكاً وَلَا تَخْشٰى
Andolsun ki biz Musa'ya "Kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, onlara denizde kuru bir yol aç, (size) yetişilmekten korkmadan ve endişeye kapılmadan" diye vahyetmiştik.
20-Tâ-Hâ 77
20/78فَاَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ بِجُنُودِه۪ فَغَشِيَهُمْ مِنَ الْيَمِّ مَا غَشِيَهُمْۜ
Firavun da ordularıyla peşlerine düştü. Denizden onları kaplayıveren (öfkeli azab) kaplayıverdi.
20-Tâ-Hâ 78
20/79وَاَضَلَّ فِرْعَوْنُ قَوْمَهُ وَمَا هَدٰى
Firavun kavmini saptırdı ve onları hidayete (doğruya) sevketmedi.
20-Tâ-Hâ 79
20/80يَا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ قَدْ اَنْجَيْنَاكُمْ مِنْ عَدُوِّكُمْ وَوٰعَدْنَاكُمْ جَانِبَ الطُّورِ الْاَيْمَنَ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكُمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوٰى
Ey İsrailoğulları. Sizi düşmanlarınızdan kurtardık, Tur'un sağ yanında sizinle vaidleştik (sözleştik) ve üzerinize kudret helvasıyla bıldırcın indirdik.
20-Tâ-Hâ 80
20/81كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَلَا تَطْغَوْا ف۪يهِ فَيَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَب۪يۚ وَمَنْ يَحْلِلْ عَلَيْهِ غَضَب۪ي فَقَدْ هَوٰى
Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yeyin, bu konuda taşkınlık yapmayın yoksa gazabım üzerinize iner. Ben'im gazabım kimin üzerine inerse, artık o mahvolmuştur.
20-Tâ-Hâ 81
20/82وَاِنّ۪ي لَغَفَّارٌ لِمَنْ تَابَ وَاٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحاً ثُمَّ اهْتَدٰى
Şu da muhakkak ki Ben tevbe eden, inanan ve salih amellerde bulunan sonra da doğru yolda (sebatla) giden kimse için çok bağışlayıcıyım.
20-Tâ-Hâ 82
20/83وَمَٓا اَعْجَلَكَ عَنْ قَوْمِكَ يَا مُوسٰى
Seni kavminden 'çarçabuk ayrılmaya sevkeden' nedir ey Musa?
20-Tâ-Hâ 83
20/84قَالَ هُمْ اُو۬لَٓاءِ عَلٰٓى اَثَر۪ي وَعَجِلْتُ اِلَيْكَ رَبِّ لِتَرْضٰى
Dedi ki "Onlar arkamda izim (yolum) üzerindedirler. Hoşnut kalman için Sana gelmekte acele ettim Rabbim."
20-Tâ-Hâ 84
20/85قَالَ فَاِنَّا قَدْ فَتَنَّا قَوْمَكَ مِنْ بَعْدِكَ وَاَضَلَّهُمُ السَّامِرِيُّ
Dedi ki "Biz senden sonra kavmini deneyip-imtihan ettik, Samiri onları şaşırtıp-saptırdı."
20-Tâ-Hâ 85
20/86فَرَجَعَ مُوسٰٓى اِلٰى قَوْمِه۪ غَضْبَانَ اَسِفاًۚ قَالَ يَا قَوْمِ اَلَمْ يَعِدْكُمْ رَبُّكُمْ وَعْداً حَسَناًۜ اَفَطَالَ عَلَيْكُمُ الْعَهْدُ اَمْ اَرَدْتُمْ اَنْ يَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبٌ مِنْ رَبِّكُمْ فَاَخْلَفْتُمْ مَوْعِد۪ي
(Bunun üzerine) Musa kavmine oldukça kızgın ve üzgün olarak döndü. Dedi ki "Ey kavmim. Rabbiniz size güzel bir vaidde bulunmadı mı? Size (verilen) söz (ya da süre) pek uzun mu geldi? Yoksa Rabbinizden üzerinize bir gazabın inmesini mi istediniz de, bana verdiğiniz sözden caydınız (döndünüz)?"
20-Tâ-Hâ 86
20/87قَالُوا مَٓا اَخْلَفْنَا مَوْعِدَكَ بِمَلْكِنَا وَلٰكِنَّا حُمِّلْـنَٓا اَوْزَاراً مِنْ ز۪ينَةِ الْقَوْمِ فَقَذَفْنَاهَا فَكَذٰلِكَ اَلْقَى السَّامِرِيُّۙ
(Bir kısmı) dediler ki "Biz sana verdiğimiz sözden kendiliğimizden dönmedik. Fakat o kavmin (Mısır halkının) süs eşyalarından birtakım yükler yüklenmiştik, biz onları (haramdan kurtulmak için ateşe) attık. Samiri de (elindekini) aynı şekilde attı."
20-Tâ-Hâ 87
20/88فَاَخْرَجَ لَهُمْ عِجْلاً جَسَداً لَهُ خُوَارٌ فَقَالُوا هٰذَٓا اِلٰهُكُمْ وَاِلٰهُ مُوسٰى فَنَسِيَۜ
"Derken onlara (senden bile put isteyenlere) böğüren bir buzağı heykeli çıkardı ve (onlar da) 'İşte sizin de ilahınız, Musa'nın da ilahı budur fakat (Musa) unuttu' dediler."
20-Tâ-Hâ 88
20/89اَفَلَا يَرَوْنَ اَلَّا يَرْجِعُ اِلَيْهِمْ قَوْلاًۙ وَلَا يَمْلِكُ لَهُمْ ضَراًّ وَلَا نَفْعاً۟
Onlar onun (böğüren buzağının) kendilerine bir sözle cevap vermediğini (konuşup yol göstermediğini) ve onlara bir zarar veya fayda sağlamaya gücü olmadığını görmüyorlar mıydı?
20-Tâ-Hâ 89
20/90وَلَقَدْ قَالَ لَهُمْ هٰرُونُ مِنْ قَبْلُ يَا قَوْمِ اِنَّمَا فُتِنْتُمْ بِه۪ۚ وَاِنَّ رَبَّكُمُ الرَّحْمٰنُ فَاتَّبِعُون۪ي وَاَط۪يعُٓوا اَمْر۪ي
Andolsun ki Harun daha önce onlara "Ey kavmim, siz bununla (böğüren buzağı ile) fitneye düşürüldünüz (denendiniz). Sizin (hak ve gerçek) Rabbiniz Rahman'dır. (Artık) bana uyun ve emrime itaat edin" demişti.
20-Tâ-Hâ 90
20/91قَالُوا لَنْ نَبْرَحَ عَلَيْهِ عَاكِف۪ينَ حَتّٰى يَرْجِعَ اِلَيْنَا مُوسٰى
(Fakat onlar) demişlerdi ki "Musa bize geri gelinceye kadar ona (buzağıya tapmaktan) önünde bel büküp-eğilmekten asla vazgeçmeyeceğiz."
20-Tâ-Hâ 91
20/92قَالَ يَا هٰرُونُ مَا مَنَعَكَ اِذْ رَاَيْتَهُمْ ضَلُّواۙ
(Musa döndüğünde) dedi ki "Ey Harun. Onların saptıklarını gördüğün zaman seni (müdahale etmekten) alıkoyan neydi?"
20-Tâ-Hâ 92
20/93اَلَّا تَتَّبِعَنِۜ اَفَعَصَيْتَ اَمْر۪ي
Niye bana uymadın, emrime baş mı kaldırdın?
20-Tâ-Hâ 93
20/94قَالَ يَبْنَؤُ۬مَّ لَا تَأْخُذْ بِلِحْيَت۪ي وَلَا بِرَأْس۪يۚ اِنّ۪ي خَش۪يتُ اَنْ تَقُولَ فَرَّقْتَ بَيْنَ بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ وَلَمْ تَرْقُبْ قَوْل۪ي
(Harun) dedi ki "Ey annemin oğlu, sakalımı ve başımı tutup-çekme. Ben senin "İsrailoğulları arasında ayrılık çıkardın, sözümü önemsemedin" demenden korktum?"
20-Tâ-Hâ 94
20/95قَالَ فَمَا خَطْبُكَ يَا سَامِرِيُّ
(Musa) dedi ki "Ya senin amacın nedir ey Samiri?"
20-Tâ-Hâ 95
20/96قَالَ بَصُرْتُ بِمَا لَمْ يَبْصُرُوا بِه۪ فَقَبَضْتُ قَبْضَةً مِنْ اَثَرِ الرَّسُولِ فَنَبَذْتُهَا وَكَذٰلِكَ سَوَّلَتْ ل۪ي نَفْس۪ي
(Samiri) dedi ki "Ben onların görmediklerini gördüm, resulün izinden bir avuç (toprak) aldım. Sonra onu (erimiş mücevheratın içine) attım. Nefsim böyle yapmayı bana hoş gösterdi."
20-Tâ-Hâ 96
20/97قَالَ فَاذْهَبْ فَاِنَّ لَكَ فِي الْحَيٰوةِ اَنْ تَقُولَ لَا مِسَاسَۖ وَاِنَّ لَكَ مَوْعِداً لَنْ تُخْلَفَهُۚ وَانْظُرْ اِلٰٓى اِلٰهِكَ الَّذ۪ي ظَلْتَ عَلَيْهِ عَاكِفاًۜ لَنُحَرِّقَنَّهُ ثُمَّ لَنَنْسِفَنَّهُ فِي الْيَمِّ نَسْفاً
(Musa) dedi ki "Haydi (defol) git. Artık sen hayatın boyunca "Bana dokunmayın!" diyeceksin. Ayrıca senin için kaçıp-kurtulamayacağın bir ceza günü var. Üstüne kapanıp tapındığın ilahına da bir bak. Biz onu yakacağız sonra parça parça ufalayıp denize savuracağız."
20-Tâ-Hâ 97
20/98اِنَّـمَٓا اِلٰهُكُمُ اللّٰهُ الَّذ۪ي لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ وَسِعَ كُلَّ شَيْءٍ عِلْماً
Sizin ilahınız yalnızca Allah'tır ki, O'nun dışında ilah yoktur. O'nun ilmi her şeyi kuşatmıştır.
20-Tâ-Hâ 98
20/99كَذٰلِكَ نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ اَنْـبَٓاءِ مَا قَدْ سَبَقَۚ وَقَدْ اٰتَيْنَاكَ مِنْ لَدُنَّا ذِكْراًۚ
Sana geçmişlerin haberlerinden bir bölümünü böylece aktarıyoruz. Şüphe yok ki sana katımızdan bir zikir verdik.
20-Tâ-Hâ 99
20/100مَنْ اَعْرَضَ عَنْهُ فَاِنَّهُ يَحْمِلُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وِزْراًۙ
Kim ondan yüz çevirirse hiç şüphesiz kıyamet günü ağır bir günah yükü yüklenecektir.
20-Tâ-Hâ 100
20/101خَالِد۪ينَ ف۪يهِۜ وَسَٓاءَ لَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ حِمْلاًۙ
Onda (o günah yükünün altında) ebedi olarak kalıcıdırlar. Kıyamet günü onlar için ne kötü bir yüktür.
20-Tâ-Hâ 101
20/102يَوْمَ يُنْفَخُ فِي الصُّورِ وَنَحْشُرُ الْمُجْرِم۪ينَ يَوْمَئِذٍ زُرْقاًۚ
Sur'a üflendiği gün Biz mücrimleri (suçlu-günahkarları) gözleri (dehşetten) göm gök bir halde mahşerde toplarız.
20-Tâ-Hâ 102
20/103يَتَخَافَتُونَ بَيْنَهُمْ اِنْ لَبِثْتُمْ اِلَّا عَشْراً
Aralarında gizli gizli konuşarak "Siz sadece on gün kaldınız" derler.
20-Tâ-Hâ 103
20/104نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ اِذْ يَقُولُ اَمْثَلُهُمْ طَر۪يقَةً اِنْ لَبِثْتُمْ اِلَّا يَوْماً۟
Onların sözünü ettiklerini (nerede, ne kadar kaldıklarını) Biz daha iyi biliyoruz. Onların (aklı ve görüşüyle) önde geleni ise "Siz yalnızca bir gün kaldınız" der.
20-Tâ-Hâ 104
20/105وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْجِبَالِ فَقُلْ يَنْسِفُهَا رَبّ۪ي نَسْفاًۙ
Sana dağlar hakkında soruyorlar. De ki "Rabbim onları ufalayıp savuracak"
20-Tâ-Hâ 105
20/106فَيَذَرُهَا قَاعاً صَفْصَفاًۙ
Yerlerini dümdüz-bomboş bırakacaktır.
20-Tâ-Hâ 106
20/107لَا تَرٰى ف۪يهَا عِوَجاً وَلَٓا اَمْتاً
Orada ne bir çukur göreceksin, ne de bir tümsek.
20-Tâ-Hâ 107
20/108يَوْمَئِذٍ يَتَّبِعُونَ الدَّاعِيَ لَا عِوَجَ لَهُۚ وَخَشَعَتِ الْاَصْوَاتُ لِلرَّحْمٰنِ فَلَا تَسْمَعُ اِلَّا هَمْساً
O gün hiçbir tarafa sapmadan-sapamadan o davetçiye uyacaklar. Artık Rahman'a karşı (bütün) sesler kısılmıştır, fısıltıdan başka bir şey işitemezsin.
20-Tâ-Hâ 108
20/109يَوْمَئِذٍ لَا تَنْفَعُ الشَّفَاعَةُ اِلَّا مَنْ اَذِنَ لَهُ الرَّحْمٰنُ وَرَضِيَ لَهُ قَوْلاً
O gün Rahman'ın (çok merhametli olan Allah'ın) kendisine izin verdiği ve sözünden hoşlandığından başkasının şefaati yarar sağlamaz.
20-Tâ-Hâ 109
20/110يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يُح۪يطُونَ بِه۪ عِلْماً
O (onların) önlerindekini de, arkalarındakini de bilir. Onların (diğer bütün yaratılmışların) ilmi ise asla O'nu kavrayıp-kuşatamaz.
20-Tâ-Hâ 110
20/111وَعَنَتِ الْوُجُوهُ لِلْحَيِّ الْقَيُّومِۜ وَقَدْ خَابَ مَنْ حَمَلَ ظُلْماً
(O gün bütün) yüzler Hayy (daima diri) ve Kayyum (varlık ve düzenin kaim nedeni olan Allah) önünde eğilmiştir ve zulüm yüklenenler hüsrana (ebedi ziyana) uğramıştır.
20-Tâ-Hâ 111
20/112وَمَنْ يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَا يَخَافُ ظُلْماً وَلَا هَضْماً
Her kim de mü'min olarak salih amellerde bulunursa artık o ne zulümden, ne de hakkının eksiltilmesinden korkar.
20-Tâ-Hâ 112
20/113وَكَذٰلِكَ اَنْزَلْنَاهُ قُرْاٰناً عَرَبِياًّ وَصَرَّفْنَا ف۪يهِ مِنَ الْوَع۪يدِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ اَوْ يُحْدِثُ لَهُمْ ذِكْراً
Biz onu böylece arapça bir Kur'an olarak indirdik ve onda (korkulacak) nice tehditleri türlü şekillerde açıkladık ki korkup-sakınırlar, ya da onlar için ibret (alacakları öğüt) olur.
20-Tâ-Hâ 113
20/114فَتَعَالَى اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّۚ وَلَا تَعْجَلْ بِالْقُرْاٰنِ مِنْ قَبْلِ اَنْ يُقْضٰٓى اِلَيْكَ وَحْيُهُۘ وَقُلْ رَبِّ زِدْن۪ي عِلْماً
(Yegane) Hak Melik olan Allah yücedir. Sana O'nun vahyi inip-tamamlanmadan önce Kur'an'da (sana henüz vahyedileni dilinle tekrarlamada) acele etme ve "Rabbim, ilmimi artır" de.
20-Tâ-Hâ 114
20/115وَلَقَدْ عَهِدْنَٓا اِلٰٓى اٰدَمَ مِنْ قَبْلُ فَنَسِيَ وَلَمْ نَجِدْ لَهُ عَزْماً۟
Andolsun ki Biz bundan önce Adem'e de (vahyedip) ahid vermiştik. Fakat o unuttu. Biz onda bir azim-kararlılık bulmadık.
20-Tâ-Hâ 115
20/116وَاِذْ قُلْنَا لِلْمَلٰٓئِكَةِ اسْجُدُوا لِاٰدَمَ فَسَجَدُٓوا اِلَّٓا اِبْل۪يسَۜ اَبٰى
Hani meleklere "Adem'e secde edin" demiştik. İblis'in dışında (hepsi) secde etmişlerdi. O ise (secde etmemekte) diretmişti.
20-Tâ-Hâ 116
20/117فَقُلْنَا يَٓا اٰدَمُ اِنَّ هٰذَا عَدُوٌّ لَكَ وَلِزَوْجِكَ فَلَا يُخْرِجَنَّكُمَا مِنَ الْجَنَّةِ فَتَشْقٰى
Biz de dedik ki "Ey Adem, bu (İblis) sana da, eşine de düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın sonra sıkıntı çeker-bedbaht olursun."
20-Tâ-Hâ 117
20/118اِنَّ لَكَ اَلَّا تَجُوعَ ف۪يهَا وَلَا تَعْرٰىۙ
(Çünkü) senin acıkmaman ve çıplak kalmaman oradadır (cennettedir)."
20-Tâ-Hâ 118
20/119وَاَنَّكَ لَا تَظْمَؤُ۬ا ف۪يهَا وَلَا تَضْحٰى
Sen burada susamayacaksın ve sıcak altında da kalmayacaksın.
20-Tâ-Hâ 119
20/120فَوَسْوَسَ اِلَيْهِ الشَّيْطَانُ قَالَ يَٓا اٰدَمُ هَلْ اَدُلُّكَ عَلٰى شَجَرَةِ الْخُلْدِ وَمُلْكٍ لَا يَبْلٰى
Sonunda şeytan ona vesvese verdi ve "Ey Adem sana ebedilik ağacını ve yok olmayacak bir mülkü göstereyim mi?" dedi.
20-Tâ-Hâ 120
20/121فَاَكَلَا مِنْهَا فَبَدَتْ لَهُمَا سَوْاٰتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِنْ وَرَقِ الْجَنَّةِۘ وَعَصٰٓى اٰدَمُ رَبَّهُ فَغَوٰىۖ
Bunun üzerine ikisi de ondan yediler. Hemen ardından ayıp yerleri (fücurları) kendilerine açılıverdi. (Ayıp yerlerinin) üstlerini cennet yapraklarıyla örtmeye başladılar. Adem Rabbine karşı gelmiş ve (yolunu-ne yapacağını) şaşırmıştı.
20-Tâ-Hâ 121
20/122ثُمَّ اجْتَبٰيهُ رَبُّهُ فَتَابَ عَلَيْهِ وَهَدٰى
Sonra Rabbi onu seçip tevbesini kabul etti ve ona doğru yolu gösterdi.
20-Tâ-Hâ 122
20/123قَالَ اهْبِطَا مِنْهَا جَم۪يعاً بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّۚ فَاِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ مِنّ۪ي هُدًى فَمَنِ اتَّـبَعَ هُدَايَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشْقٰى
Dedi ki "Kiminiz kiminize düşman olarak hepiniz oradan inin. Size Ben'den bir yol gösterici geldiğinde kim Ben'im hidayetime uyarsa o şaşırıp-sapmaz ve bedbaht olmaz."
20-Tâ-Hâ 123
20/124وَمَنْ اَعْرَضَ عَنْ ذِكْر۪ي فَاِنَّ لَهُ مَع۪يشَةً ضَنْكاً وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اَعْمٰى
Kim de Ben'im zikrimden yüz çevirirse artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve Biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz.
20-Tâ-Hâ 124
20/125قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرْتَـن۪ٓي اَعْمٰى وَقَدْ كُنْتُ بَص۪يراً
Der ki "Rabbım beni niçin kör olarak haşrettin? Halbuki ben gören biriydim."
20-Tâ-Hâ 125
20/126قَالَ كَذٰلِكَ اَتَتْكَ اٰيَاتُنَا فَـنَس۪يتَهَاۚ وَكَذٰلِكَ الْيَوْمَ تُنْسٰى
(Allah da) "İşte böyledir. Sana ayetlerimiz gelmişti fakat sen onları unuttun, bugün de sen (aynı şekilde) böyle unutulmaktasın" buyurur.
20-Tâ-Hâ 126
20/127وَكَذٰلِكَ نَجْز۪ي مَنْ اَسْرَفَ وَلَمْ يُؤْمِنْ بِاٰيَاتِ رَبِّه۪ۜ وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَشَدُّ وَاَبْقٰى
Biz (ölçüsüzce davranıp) haddi aşanları ve Rabbinin ayetlerine inanmayanları böyle cezalandırırız. Ahiret azabı elbette daha şiddetli ve süreklidir.
20-Tâ-Hâ 127
20/128اَفَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنَ الْقُرُونِ يَمْشُونَ ف۪ي مَسَاكِنِهِمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِاُو۬لِي النُّهٰى۟
Kendilerinden önce nice nesilleri helak etmiş olmamız onları uyarıp-doğruya yöneltmedi mi? (Oysa) onların yurtlarında gezip-dolaşmaktadırlar. Bunda (sağduyulu) akıl sahibleri için ayetler vardır.
20-Tâ-Hâ 128
20/129وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ لَكَانَ لِزَاماً وَاَجَلٌ مُسَمًّىۜ
Eğer Rabbinden geçmiş (önceden verilmiş) bir söz ve tayin edilmiş bir süre (belirlenmiş bir ecel) olmasaydı (onlar üzerine de helak) kaçınılmaz olurdu.
20-Tâ-Hâ 129
20/130فَاصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ غُرُوبِهَاۚ وَمِنْ اٰنَٓائِ الَّيْلِ فَسَبِّـحْ وَاَطْرَافَ النَّهَارِ لَعَلَّكَ تَرْضٰى
Sen onların söylediklerine sabret ve güneşin doğuşundan önce de, batışından önce de Rabbini hamd ile (şükür dolu övgüyle) tesbih et. Gecenin bir bölümünde ve gündüzün uçlarında da tesbihte bulun ki (Allah'ı hoşnut ederek) hoşnut olabilesin.
20-Tâ-Hâ 130
20/131وَلَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ اِلٰى مَا مَتَّعْنَا بِه۪ٓ اَزْوَاجاً مِنْهُمْ زَهْرَةَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا لِنَفْتِنَهُمْ ف۪يهِۜ وَرِزْقُ رَبِّكَ خَيْرٌ وَاَبْقٰى
Kendilerini denemek için onlardan bir kısmını yararlandırdığımız dünya hayatının zinetine (mal ve evlatlara hiç) gözünü dikme. Senin (üzerindeki) Rabbinin rızkı hem daha hayırlı, hem daha süreklidir.
20-Tâ-Hâ 131
20/132وَأْمُرْ اَهْلَكَ بِالصَّلٰوةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَاۜ لَا نَسْـَٔلُكَ رِزْقاًۜ نَحْنُ نَرْزُقُكَۜ وَالْعَاقِبَةُ لِلتَّقْوٰى
Ehline (ailene) namazı emret ve onda kararlı-sabırlı ol. Biz senden rızık istemiyoruz, seni Biz rızıklandırıyoruz. (Güzel) akibet takva iledir.
20-Tâ-Hâ 132
20/133وَقَالُوا لَوْلَا يَأْت۪ينَا بِاٰيَةٍ مِنْ رَبِّه۪ۜ اَوَلَمْ تَأْتِهِمْ بَيِّنَةُ مَا فِي الصُّحُفِ الْاُو۫لٰى
Dediler ki "Bize Rabbinden bir ayet (mucize) getirmeli değil miydi?" Onlara önceki sahifelerde bulunanların (indirdiğimiz ayetlerin) beyyinesi (açıklaması ve delilleri) gelmedi mi?
20-Tâ-Hâ 133
20/134وَلَوْ اَنَّٓا اَهْلَكْنَاهُمْ بِعَذَابٍ مِنْ قَبْلِه۪ لَقَالُوا رَبَّنَا لَوْلَٓا اَرْسَلْتَ اِلَيْنَا رَسُولاً فَنَتَّبِعَ اٰيَاتِكَ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَذِلَّ وَنَخْزٰى
Eğer Biz onları bundan (peygamber ve Kur'an'dan) önce bir azabla helak etseydik muhakkak ki "Ey Rabbimiz, bize bir resul gönderseydin de zelil ve rezil olmadan önce ayetlerine tabi olsaydık" diyeceklerdi.
20-Tâ-Hâ 134
20/135قُلْ كُلٌّ مُتَرَبِّصٌ فَتَرَبَّصُواۚ فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ اَصْحَابُ الصِّرَاطِ السَّوِيِّ وَمَنِ اهْتَدٰى
De ki "Herkes bekleyip-gözlemektedir, siz de bekleyip-gözleyin. Dümdüz (dosdoğru) yolun sahiblerinin kimler olduğunu ve kimlerin hidayete erdiğini (yakında) öğreneceksiniz."
20-Tâ-Hâ 135

16. Cüz (18-Kehf 75 İle 20-Tâ-Hâ 135 Arası)